RUHUMUN HALLERİNDEN: Think Spring!…
54. mayısta, dönüp ardıma baktığımda
bir kez daha gördüm ki;
ardı arkası gelmeyen bir devinim içinde
deneyimliyorum,
öğreniyorum,
algılıyor / anlıyorum.
Gelişiyorum.

İçine düştüğüm bu oyunu çok seviyorum.

Ne mutlu bana,
dünyaya geldim.
Ne mutlu bana,
kadınım,
anneyim,
‘insan’ım.

Ne mutlu bana,
en yoğun duygularımı birlikte yaşadığım,
yaşamı paylaştığım,
ortak algıda olduğum
‘özel insanlarım’ var.

Hemen hepsi,
-bazıları çok uzaklarda olsalar da-
kalbime dokunma mesafesinde,
yanıbaşımda…

‘İnsan’lığıma katkınız için,
her birinize tek tek
çok teşekkür ederim.

RUHUMUN HALLERİNDEN: Think Spring!…

54. mayısta, dönüp ardıma baktığımda

bir kez daha gördüm ki;

ardı arkası gelmeyen bir devinim içinde

deneyimliyorum,

öğreniyorum,

algılıyor / anlıyorum.

Gelişiyorum.

İçine düştüğüm bu oyunu çok seviyorum.

Ne mutlu bana,

dünyaya geldim.

Ne mutlu bana,

kadınım,

anneyim,

‘insan’ım.

Ne mutlu bana,

en yoğun duygularımı birlikte yaşadığım,

yaşamı paylaştığım,

ortak algıda olduğum

‘özel insanlarım’ var.

Hemen hepsi,

-bazıları çok uzaklarda olsalar da-

kalbime dokunma mesafesinde,

yanıbaşımda…

‘İnsan’lığıma katkınız için,

her birinize tek tek

çok teşekkür ederim.

Optimist- Mart’13 sayısının İş’li - Dış’lı Sohbet konusu; Marka ve Sosyal Sorumluluk İlişkisi.
 
Yavuz Can Yazıcı (Y.C.Y):Tüketiciye ulaşmak için markaların büyük bir çabası var. Tüketicinin de markaların başka vaatler sunmasını sağlayacak bir rolü yok mu?Benim aklıma Benetton geliyor. Bu şirketin yöneticileri neden dünya gündemiyle ilgili çarpıcı şeyleri gösteren büyük reklam kampanyaları yürütüyor?
Faruk Atasoy (F.A): Amerika’da da Ben&Jerry’s dondurma markası kurumsal vatandaşlık konusunda girişimlerde bulunmaya, örnek olmaya çalışmıştır. Birtakım firmalar kendileriyle ilgili olumsuz imajları gidermek veya kazandıklarından toplumun ve doğanın iyileşmesi için bir pay ayırmak gibi yöntemleri kullanarak, yaygın olarak sosyal sorumluluk kampanyaları yapıyorlar. Ben bunları pek de inandırıcı bulmuyorum.
 
Y.C.Y: Kesinlikle katılıyorum.
F.A: Çevreyi kirleten ürün yapıyorsanız, çevreyi koruyacak yatırımlar yapmak iyi ve doğru bir şey. Ama bunun şirket kültürünüzde yer alması gerekiyor. Bugün dünyanın birçok yerinde sivil toplum çok kuvvetli. Amerika’da 1950’lerde tüketim toplumu başladığında, ünlü tüketici hakları savunucusu Ralph Nader’la birlikte müthiş bir tüketici bilinci yerleşti. İnsanlar kendi haklarını aramaya, önce tükettikleri ürünlerle başladı; daha sonra bu, yaşadıkları ortamla, ülkeyle ve dünyayla ilgili duyarlılıklara kadar gitti. Şirketler sosyal sorumluluk kampanyaları yapıyorlar ama bu yetmez. Eğer samimilerse, duyarlılık gösterdikleri alanı şirket kültürlerine, değerlerine adapte etmeleri gerekiyor. Örneğin Batı’da The Body Shop, bütün üretim süreçlerinden, mağazalarının düzenlenmesine ve çevreciliğe kadar duyarlılıkları çok somut olarak yaşam tarzı haline getirmiş olan bir firma. Amerika’da da Ben&Jerry’s…Bunlar dünyada çok önemli örnekler. Türkiye’de böyle bir algı yaratacak marka somut olarak anımsamıyorum.
 
Y.C.Y: Sorumluluk meselesinin bir markanın DNA’larında olması lazım. Bu anlamda acaba bir marka oluştururken en başta,“Bunun içinde sorumluluk, insana ve tarihe duyarlılık olacak” mı demeli insanlar?
F.A: İnsanlar, değerlerini, duyarlılıklarını dikkate alan şirketlere daha olumlu ve sempatik bakıyorlar. Ticari açıdan da şirketin burada kârlı çıkması mümkün. Bu tabii çok zorlu; fedakârlık ve disiplin isteyen bir şey.
 
Y.C.Y: Kârdan mı fedakârlık ediyorlar sizce?
F.A: Aslında uzun vadede şirketin itibarını artıracağı, belki de ürün ya da hizmetlerinin lehine bir tercih yaratabileceği için üzerinde durulması gereken bir konu. Bugün sosyal amaç bağlantılı promosyon kampanyalarına gelişmiş ülkelerde çok önem veriliyor.
 
Y.C.Y: Sosyal pazarlamadan mı bahsediyoruz?
F.A: Salt pazarlama ve promosyon türü olarak bakıyoruz, sosyal sorumluluk kampanyaları değil. Firma, özellikle hedef kitlesinin duyarlı olduğu bir konuda, belli bir dönemde, ürününün satışında belirli bir payı, sosyal amaçlı bir davanın gerçekleşmesi için ayırıyorsa tercih yaratabilir. Amerika’da tüketicinin en az yüzde 70’i bu nedenle bir ürün alabiliyor. Çünkü tüketici o zaman kendisini doğrudan bağış yapmış olarak hissediyor. Bizde sosyal sorumluluk yaygın olarak küçük, bağımsız kampanyalar şeklinde işliyor. Bağışlar yapılıyor, okullar açılıyor, belli bir projeye yardımda bulunuluyor. Aslında bunlar çok sınırlı ve ben kimi zaman bunları yüzeysel buluyorum. Bunların şirketin bütün politikalarına, davranışlarına, hayatına girmesi gerekiyor.
 
Y.C.Y: Marka gündem, ekonomi, politika gibi unsurlardan çok etkilenen bir ürün. Markanın bazen cesaretli olması, gündeme dair konuları ve insanı yakalaması lazım. Şimdi öyle atak markaları çok göremiyorum. Sanki herkes biraz daha pasifleşmiş gibi. Markaların tepkisizliği, politik iklimden mi kaynaklanıyor? Benetton’ı örnek vermiştik çünkü Benetton da sustu, yapmıyor artık mesela.
F.A: Benetton çok tutarlı bir şekilde bunu yürütüyor. Bugün Benetton bütün dünyada üzerinde duyarlılık olan konularla ilgileniyor. Bu kavramlarla kendini bütünleştirdi. Irk ayrımı, barış veya AIDS ile mücadele gibi… Dünyadaki farklı birtakım konulara devamlı dikkati çeken reklamlar yapıyor. En son Chavez ile Obama’yı öpüştürdüler, Papa’yla Mısırlı bir imamı öpüştürdüler. “Ah, dünya böyle olabilse ne kadar iyi olurdu” diye bir mesaj verdiler. Türkiye’de böyle duyarlılıklara sahip -cesaret sahibi- ve bunları devamlı sürdüren marka ben pek anımsamıyorum. Mesela çevre koruma konusunda bir proje yapan bir firmanın daha sonra aynı tutarlılığı genel çizgisinde sürdürdüğüne pek rastlanmıyor. Örneğin Ben&Jerry’s kurumsal vatandaşlık kavramını benimseyen, Amerika toplumunda çok tartışılan konularda tavrını gösteren bir firma. Bu çok farklı bir kültür, başka bir şirket türü. Tamamen değerlerden yola çıkan bir şirket.
 
Y.C.Y: Türkiye’de ben rastlamadım, yurtdışında izlemedim, açıkçası iyi oldu bunu söylemeniz. Markalar hepdolaylı ya da dolaysız olumsuz şeyler çağrıştıracak her şeyden kaçar deriz ama demek ki kaçmayabiliyor…
F.A: Belirli duyarlılıkları olan çok büyük kesimler var. Bizde belki bunlar daha küçük gruplar halinde. Ben&Jerry’s dondurma satıyor. Onlar için gençler önemli bir tüketici kesimi. Firma Brezilya’daki yağmur ormanlarıyla ilgili sosyal amaç bağlantılı kampanya yaptı. Levi’s Amerika’da eşcinseller tarafından çok kullanılan bir markaymış, onlar da AIDS konusunda destekleyici kampanyalar yaptılar. Ürün satışlarından AIDS ile mücadele fonlarına para aktardılar. Biz Türkiye’den baktığımız için böyle bir şeyle özdeşleştik mi bilmiyorum.Türk toplumunda tüketici tercihindeki kriterler de önemli rol oynuyor. Tüketicilerin önemli bir kısmı fiyata çok duyarlı. Gelişmiş ülkelerde bir marka,10 cent’lik bir bağışta bulunuyor diyelim. Diğer bir marka da aynı ürün kategorisinde10 cent daha ucuz olsun… Tüketici 10 cent daha ucuza satan yerine 10 centi önemli bir davaya aktaran firmayı tercih edebiliyor. Çünkü toplumsal yarar açısından onun önemli olduğunu ve böyle bir şeye katkıda bulunmaktan mutlu olacağını düşünüyor.Türkiye’de bir firma,“Ben gelirimin bir kısmını şu dava için kullanacağım” diyor, ne kadar olduğunu söylemiyor. Birim başına ne kadar olduğunu söylediği zaman daha net bir mesaj vermiş olur, tüketici de o zaman o malı aldığında kaç kuruş bağışta bulunduğunu bilir. Açıkçası, bunlar biraz yarım yamalak yapılıyor.
 
Y.C.Y: Evet, markanın bu vaadini bilmiyoruz. 
F.A: Bir dönem böyle bir rüzgar esiyor. Bunlar politika olarak devam etmiyor. Faydalı belki ama yüzeysel.
 
Y.C.Y: Evet, çok doğru.İnsanın olduğu her yerde, hangi işte çalışıyor olursak olalım, pozisyonumuz ne olursa olsun bu duyarlılıklara sahip olacağız. Bir marka oluşturuyorsanız ona insani değerleri, duygusal birtakım kimlikleri de katmak, gerekiyor.
F.A: Temel bir şey söyleyeyim: Bir marka çıkarırken tabii ki onun nasıl konumlandırılacağı önemli. Biz genelde hep kurumsal kimlik kavramı üzerinde duruyoruz.Markaların bir de kişiliği olması lazım: Duygusal, rasyonel, kültüre değer veren, toplumsal duyarlılıkları olan… Bunları da markayı oluştururken belirlemek, buna göre konumlandırmak gerekiyor. Tabii Türkiye’de bir marka çıkarırken daha bu noktada değiliz…
 
Y.C.Y: Değil miyiz?
F.A: Değiliz. Türkiye’deki markaların çoğunun gerçek anlamda bir kişiliği yok. Yeni çıkan markalarda da, konumlandırma ve isim çalışmaları bu tip değerlerden yola çıkarak pek yapılmıyor.

Optimist- Mart’13 sayısının İş’li - Dış’lı Sohbet konusu; Marka ve Sosyal Sorumluluk İlişkisi.

 

Yavuz Can Yazıcı (Y.C.Y):Tüketiciye ulaşmak için markaların büyük bir çabası var. Tüketicinin de markaların başka vaatler sunmasını sağlayacak bir rolü yok mu?Benim aklıma Benetton geliyor. Bu şirketin yöneticileri neden dünya gündemiyle ilgili çarpıcı şeyleri gösteren büyük reklam kampanyaları yürütüyor?

Faruk Atasoy (F.A): Amerika’da da Ben&Jerry’s dondurma markası kurumsal vatandaşlık konusunda girişimlerde bulunmaya, örnek olmaya çalışmıştır. Birtakım firmalar kendileriyle ilgili olumsuz imajları gidermek veya kazandıklarından toplumun ve doğanın iyileşmesi için bir pay ayırmak gibi yöntemleri kullanarak, yaygın olarak sosyal sorumluluk kampanyaları yapıyorlar. Ben bunları pek de inandırıcı bulmuyorum.

 

Y.C.Y: Kesinlikle katılıyorum.

F.A: Çevreyi kirleten ürün yapıyorsanız, çevreyi koruyacak yatırımlar yapmak iyi ve doğru bir şey. Ama bunun şirket kültürünüzde yer alması gerekiyor. Bugün dünyanın birçok yerinde sivil toplum çok kuvvetli. Amerika’da 1950’lerde tüketim toplumu başladığında, ünlü tüketici hakları savunucusu Ralph Nader’la birlikte müthiş bir tüketici bilinci yerleşti. İnsanlar kendi haklarını aramaya, önce tükettikleri ürünlerle başladı; daha sonra bu, yaşadıkları ortamla, ülkeyle ve dünyayla ilgili duyarlılıklara kadar gitti. Şirketler sosyal sorumluluk kampanyaları yapıyorlar ama bu yetmez. Eğer samimilerse, duyarlılık gösterdikleri alanı şirket kültürlerine, değerlerine adapte etmeleri gerekiyor. Örneğin Batı’da The Body Shop, bütün üretim süreçlerinden, mağazalarının düzenlenmesine ve çevreciliğe kadar duyarlılıkları çok somut olarak yaşam tarzı haline getirmiş olan bir firma. Amerika’da da Ben&Jerry’s…Bunlar dünyada çok önemli örnekler. Türkiye’de böyle bir algı yaratacak marka somut olarak anımsamıyorum.

 

Y.C.Y: Sorumluluk meselesinin bir markanın DNA’larında olması lazım. Bu anlamda acaba bir marka oluştururken en başta,“Bunun içinde sorumluluk, insana ve tarihe duyarlılık olacak” mı demeli insanlar?

F.A: İnsanlar, değerlerini, duyarlılıklarını dikkate alan şirketlere daha olumlu ve sempatik bakıyorlar. Ticari açıdan da şirketin burada kârlı çıkması mümkün. Bu tabii çok zorlu; fedakârlık ve disiplin isteyen bir şey.

 

Y.C.Y: Kârdan mı fedakârlık ediyorlar sizce?

F.A: Aslında uzun vadede şirketin itibarını artıracağı, belki de ürün ya da hizmetlerinin lehine bir tercih yaratabileceği için üzerinde durulması gereken bir konu. Bugün sosyal amaç bağlantılı promosyon kampanyalarına gelişmiş ülkelerde çok önem veriliyor.

 

Y.C.Y: Sosyal pazarlamadan mı bahsediyoruz?

F.A: Salt pazarlama ve promosyon türü olarak bakıyoruz, sosyal sorumluluk kampanyaları değil. Firma, özellikle hedef kitlesinin duyarlı olduğu bir konuda, belli bir dönemde, ürününün satışında belirli bir payı, sosyal amaçlı bir davanın gerçekleşmesi için ayırıyorsa tercih yaratabilir. Amerika’da tüketicinin en az yüzde 70’i bu nedenle bir ürün alabiliyor. Çünkü tüketici o zaman kendisini doğrudan bağış yapmış olarak hissediyor. Bizde sosyal sorumluluk yaygın olarak küçük, bağımsız kampanyalar şeklinde işliyor. Bağışlar yapılıyor, okullar açılıyor, belli bir projeye yardımda bulunuluyor. Aslında bunlar çok sınırlı ve ben kimi zaman bunları yüzeysel buluyorum. Bunların şirketin bütün politikalarına, davranışlarına, hayatına girmesi gerekiyor.

 

Y.C.Y: Marka gündem, ekonomi, politika gibi unsurlardan çok etkilenen bir ürün. Markanın bazen cesaretli olması, gündeme dair konuları ve insanı yakalaması lazım. Şimdi öyle atak markaları çok göremiyorum. Sanki herkes biraz daha pasifleşmiş gibi. Markaların tepkisizliği, politik iklimden mi kaynaklanıyor? Benetton’ı örnek vermiştik çünkü Benetton da sustu, yapmıyor artık mesela.

F.A: Benetton çok tutarlı bir şekilde bunu yürütüyor. Bugün Benetton bütün dünyada üzerinde duyarlılık olan konularla ilgileniyor. Bu kavramlarla kendini bütünleştirdi. Irk ayrımı, barış veya AIDS ile mücadele gibi… Dünyadaki farklı birtakım konulara devamlı dikkati çeken reklamlar yapıyor. En son Chavez ile Obama’yı öpüştürdüler, Papa’yla Mısırlı bir imamı öpüştürdüler. “Ah, dünya böyle olabilse ne kadar iyi olurdu” diye bir mesaj verdiler. Türkiye’de böyle duyarlılıklara sahip -cesaret sahibi- ve bunları devamlı sürdüren marka ben pek anımsamıyorum. Mesela çevre koruma konusunda bir proje yapan bir firmanın daha sonra aynı tutarlılığı genel çizgisinde sürdürdüğüne pek rastlanmıyor. Örneğin Ben&Jerry’s kurumsal vatandaşlık kavramını benimseyen, Amerika toplumunda çok tartışılan konularda tavrını gösteren bir firma. Bu çok farklı bir kültür, başka bir şirket türü. Tamamen değerlerden yola çıkan bir şirket.

 

Y.C.Y: Türkiye’de ben rastlamadım, yurtdışında izlemedim, açıkçası iyi oldu bunu söylemeniz. Markalar hepdolaylı ya da dolaysız olumsuz şeyler çağrıştıracak her şeyden kaçar deriz ama demek ki kaçmayabiliyor…

F.A: Belirli duyarlılıkları olan çok büyük kesimler var. Bizde belki bunlar daha küçük gruplar halinde. Ben&Jerry’s dondurma satıyor. Onlar için gençler önemli bir tüketici kesimi. Firma Brezilya’daki yağmur ormanlarıyla ilgili sosyal amaç bağlantılı kampanya yaptı. Levi’s Amerika’da eşcinseller tarafından çok kullanılan bir markaymış, onlar da AIDS konusunda destekleyici kampanyalar yaptılar. Ürün satışlarından AIDS ile mücadele fonlarına para aktardılar. Biz Türkiye’den baktığımız için böyle bir şeyle özdeşleştik mi bilmiyorum.Türk toplumunda tüketici tercihindeki kriterler de önemli rol oynuyor. Tüketicilerin önemli bir kısmı fiyata çok duyarlı. Gelişmiş ülkelerde bir marka,10 cent’lik bir bağışta bulunuyor diyelim. Diğer bir marka da aynı ürün kategorisinde10 cent daha ucuz olsun… Tüketici 10 cent daha ucuza satan yerine 10 centi önemli bir davaya aktaran firmayı tercih edebiliyor. Çünkü toplumsal yarar açısından onun önemli olduğunu ve böyle bir şeye katkıda bulunmaktan mutlu olacağını düşünüyor.Türkiye’de bir firma,“Ben gelirimin bir kısmını şu dava için kullanacağım” diyor, ne kadar olduğunu söylemiyor. Birim başına ne kadar olduğunu söylediği zaman daha net bir mesaj vermiş olur, tüketici de o zaman o malı aldığında kaç kuruş bağışta bulunduğunu bilir. Açıkçası, bunlar biraz yarım yamalak yapılıyor.

 

Y.C.Y: Evet, markanın bu vaadini bilmiyoruz.

F.A: Bir dönem böyle bir rüzgar esiyor. Bunlar politika olarak devam etmiyor. Faydalı belki ama yüzeysel.

 

Y.C.Y: Evet, çok doğru.İnsanın olduğu her yerde, hangi işte çalışıyor olursak olalım, pozisyonumuz ne olursa olsun bu duyarlılıklara sahip olacağız. Bir marka oluşturuyorsanız ona insani değerleri, duygusal birtakım kimlikleri de katmak, gerekiyor.

F.A: Temel bir şey söyleyeyim: Bir marka çıkarırken tabii ki onun nasıl konumlandırılacağı önemli. Biz genelde hep kurumsal kimlik kavramı üzerinde duruyoruz.Markaların bir de kişiliği olması lazım: Duygusal, rasyonel, kültüre değer veren, toplumsal duyarlılıkları olan… Bunları da markayı oluştururken belirlemek, buna göre konumlandırmak gerekiyor. Tabii Türkiye’de bir marka çıkarırken daha bu noktada değiliz…

 

Y.C.Y: Değil miyiz?

F.A: Değiliz. Türkiye’deki markaların çoğunun gerçek anlamda bir kişiliği yok. Yeni çıkan markalarda da, konumlandırma ve isim çalışmaları bu tip değerlerden yola çıkarak pek yapılmıyor.

Jacque Fresco.

Bu, 97’lik delikanlıya hayranım!

Belki de tezlerimde, kafam benzer işlediği içindir.

Ekonomik / siyasi, önümüze sürülen her sorun, bizi sistemin içine robotlaştırarak çekmekten, erk’i yaşatmaktan daha başka bir amaç taşımıyor. Hepsi, insan için sadece vakit kaybı / abesle iştigal… 

Şu günlerde, içine çekildiğimiz durum örneğin; birisinin kimlik teslimi için bir diğerinin kimlik kaybı diretiliyor. Kimlik kaybı diretilen, korunma /savunma yöntemlerini, temel amaca uygun olarak içine (etkisizce) hapsedildiği kanallardan, geliştiriyor; Adının başına TC eklemek gibi… Bu yapıldığında ekleyen eklemeyenden daha mı TC askeri / vatandaşı oluyor? Ya da şöyle sormak daha doğru; daha mı kimlikli oluyor? Adı üstünde, ‘sanal’ alemde yapılan bu uygulamanın, sorunun çözümüne ne katkısı olabileceği ön görülüyor?… Temel sorundan uzak, tali sorunlara yoğunlaşarak ve etkisiz mücadele yöntemleri geliştirerek çözüme ulaşmak ne mümkün?… 

Tek bir sorunumuz var; ‘İNSAN’! Öyle derin bir bağımlılıkla sürdürüyor ki yaşamını, algısını, sorunun ‘tesbit / teşhis’ine yoğunlaştırması giderek imkansızlaşıyor. Dolayısıyla tedavi de giderek ulaşılamaz oluyor.

Mevcut durum, bir an dışarı çıkıp bakılarak izlenebilse, farkındalık sağlanabilecek… Sonrası kendiliğinden gelecek.

Uzunca bir video ama izlemenizi öneririm. Pek çok kişi Zeitgeist’in “insanların gözünün önüne yeni bir sis perdesi çekmek”ten başka bir şey olmadığını”, New age kültürünün bir ürünü olduğunu ve türünün tüm örnekleri gibi bir zırvadan ibaret olduğunu öne sürüyor.Venüs Projesi‘nin temel amacını ise son derece sofistike fakat canice olarak nitelendiriyor. 

Benim umudum var; bir gün insan kendini iyileştirmeyi başaracak!

A short hand-drawn animation created in Adobe Flash and After Effects about one mans reflection on his life. Music by Guided by Voices.

“Smile” by Nguyen Duc Tri, Viet Nam
Open Shortlist category, Sony World Photography Awards 2012
Gören göze, pek çok anlatımı var…

“Smile” by Nguyen Duc Tri, Viet Nam

Open Shortlist category, Sony World Photography Awards 2012

Gören göze, pek çok anlatımı var…

Sadece erkek değildir kadını ezen. Kadın, kendi hayatından sorumlu olmaktan vazgeçerek, kendi kendini de eziyor.
Jacarandas Trees - Mimozalar misali, içime neşe katan anıtlar…

Jacarandas Trees - Mimozalar misali, içime neşe katan anıtlar…

(Source: haroldandmod)

'İyi'yi-'kötü'yü, öğretilerin çarpıklığında aramak!..

zihnimdenakanlar:

Konuyu “iyi” erkek aldatmaz, “kötü” erkek aldatır mantığına sıkıştırmak mı gerek,

yoksa “iyi”yi-“kötü”yü, öğretilerin çarpıklığında aramak mı?

Nedense kimse gerçek trajediye bakmıyor;

Yıllar öncesinde bitmiş bir evlilik…

Adam diri, dinamik. Fikren ve bedenen canlı.

Kadın yorgun, yılgın.

Alessandra Ferri

One of my favorite dancers…

40 yıllık ayaklar…. eskimemiş bir beden…

Müthiş bir armoni…

Kalp dediğin atıyor zaten, marifet ritmi değiştirebilende.
inothernews:

WELL RED  A girl, with her head poking out of a hole in a big Yemeni flag, wore sunglasses with ‘February ‘11’ written on them in Arabic during a parade Monday in San’a commemorating the second anniversary of an uprising that saw the resignation of President Ali Abdullah Saleh. (Photo: Yahya Arhab / EPA via The Wall Street Journal)

inothernews:

WELL RED  A girl, with her head poking out of a hole in a big Yemeni flag, wore sunglasses with ‘February ‘11’ written on them in Arabic during a parade Monday in San’a commemorating the second anniversary of an uprising that saw the resignation of President Ali Abdullah Saleh. (Photo: Yahya Arhab / EPA via The Wall Street Journal)